RRRRRRRROOOOOOOOOOOOOOPPPPPPPPPPPP

Kuvöz, prematüre falan demişken bugün de prematüre ailelerinin korkulu rüyası ROP muayenesinden söz edeyim istedim. Öğrendiğime göre bu muayene şunun için yapılıyor: Prematüreler, erken doğum nedeniyle gözlerindeki damarlaşmalar tam olarak tamamlanamadan doğuyorlarmış. İşte bu muayeneyle bebeklerin damarlarının oluşup oluşmadığı takip ediliyormuş. Aynı zamanda başka nedenlerle kuvözde oksijen alan bebeklere de yapılıyormuş. Herhangi bir olumsuz durumda hemen müdahale ediliyormuş. Allah korusun takibi yapılmazsa körlüğe bile uzanabiliyormuş. Aman Allah kimseye vermesin.

Daha fazla

Prematüre beyinler

İkizlerin birçoğu dar alanda daraldıklarından olsa gerek dünyaya çok erken merhaba diyorlar. Bizimkiler daha 27. haftada doğmaya kalktılar. Biri 750 gr, öteki 1100 gr civarındaydı. Allah’tan doğum durduruldu. Ama benimkiler durmadı 32. hafta şanslarını bir kez daha denediler. Bu sefer ne yazık ki başardılar da. Biri 1500 gr, öteki 2200 gr civarında dünyaya geldi. İlk günlerinde ilki 1300 gr’a diğeri de 1800 gr’a kadar düştü. Yirmi güne yakın hastanede kaldılar. Hastanede kaldıkları süre içinde günde 9 saat civarında babalarıyla birlikte hastanede bebeklerimizin yanındaydık. Günlük bakımlarını yapıyor, emziriyordum. Allah biliyor ya bir yandan bebeklerimden ayrı kalmaya çok üzülüyordum. Bir yandan da “İyi ki hastanede, emin ellerdeler. Ben bu minnacık prematüre şeylere evde nasıl bakarım?” diyordum. Sonra hastane dönemi bitti. Bebeklerimizi alıp eve geldik. Meğer prematüre bebekle uğraşmak işin en kolay yanıymış. Zor olan tarafı prematüre beyinlerle uğraşmakmış.

Daha fazla

Uykusuzum demiş miydim?

Hep uykusuzluktan şikâyet ettiğimin farkındayım. Aslında bunlar benim süper günlerim. Bundan beter olduğum günlerde bir blogum yoktu da yazamadım. Hoş yazmayı bırakın, bilgisayarın düğmesine bile basacak halim yoktu o zamanlar.

En son uyuduğumda bebekler kuvözdeydi. Ne kadar doğru düzgün bir uyku çekebildiğimi siz tahmin edin. Lohusalığın da etkisiyle durup durup onlar için üzülüyor, ağlıyordum. Ben ağlarım yavruma, anam ağlar yavrusuna misali annem beni düşünüyor ve “Kızım, bunlar iyi günlerin. Hazır bebeler de başında yokken, yat uyu” diyordu. O zamanlar onu zalimlikle suçluyordum ama meğersem haklıymış.

Daha fazla

Hık demiş burnumdan düşmüş!

Bebelerimin biri 1500, diğeri de 2000 gramın altında kuvözde yatarlarken ilk kez “Kime benziyorlar?” sorusuna muhatap kaldım. Cevabımı gayet açık ve net hatırlıyorum: “Henüz insana benzemiyorlar!” Gerçekten de benzemiyorlardı. İnsanlar prematüre bebeği normal bebeğin küçük ebatlısı sanıyor. Hâlbuki onlar henüz bebek değil cenin kıvamında. Dediğim gibi bırakın birine benzemeyi, tam olarak insana bile benzemiyorlar. Benimkilerin bazı organları gelişkin, diğerleri geri olduğundan oldukça orantısız duruyorlardı. Bir de anne karnındaki tüy dökme mevsiminden önce doğduklarından acayip tüylülerdi. Zaten bebekten çok dedeye benziyorlardı. Benjamin Button’ın doğum halinden az biraz hallicelerdi yani. Erken doğumun şokuyla istemsiz hareketleri vardı ki gördüğümde gözyaşlarına boğulmuştum. İşte böyle perişan bir haldeyken ilk kez “Kime benziyorlar?” sorusuyla karşılaştım.

Daha fazla

Blog Stats

  • 147.984 hits