Bir yemin ettim ki dönemem!

Benim çok titiz bir arkadaşım var. Altıncı kattaki evinin camlarını silmek için camın önüne çıkması yetmiyor, pimapenlerinin dış yüzeylerini bile cifliyor!! Hem de  bu delilik öyle kırk yılda bir olmuyor. Haftalık temizlik kapsamında. Varın evin içini siz düşünün. Bu arkadaşın bir çocuğu var. Herhalde dört yaşındadır. Arkadaşım çok zor doğum yaptı. Sözde “normal” olan anormal doğumu için üç gece hastanede yattı. Evine çıktığının altıncı günü (yazıyla 6) kendisini ziyarete gittim. Dikişlerinden kafası neredeyse diz kapağının hizasında yürüyordu. Öyle bir yamuk hali vardı yani. Oturup kalkamıyordu bile. Ev her zamanki gibi yine mum gibiydi. Yanında da kimse yoktu haa. Sonra bir ara gözüm salonuna takıldı. O da neee!!! Odanın ortasında bir elektrik süpürgesi vardı. Meğer ben gelmeden evi süpürüyormuş. “Deli misin yat dinlen, daha kaç gün oldu doğum yapalı,” dedim. “Aaa hafta olacak neredeyse,” dedi. Meğersem doğumdan geldiğinin ikinci günü o iki kat haliyle duvar silmiş! Doğuma gitmeden bir gün önce de halı silktiğini söylemişti. Yani bu kadar deli bir insan! Allah evlerden uzak etsin.

Daha fazla

Anaevi Dinlenme Tesislerinden niçin atıldım?

Dün Anaevi Dinlenme Tesislerine geldim. Anaevi Dinlenme Tesisleri bizim eve 20 km uzaklıkta. Bildiğim kadarıyla Türkiye’de hatta dünyada milyonlarca şubesi var. Villasından kapıcı dairesine, cumbalısından asma katlısına bir çok türde hizmet veriyorlar. Bizim gittiğimiz üç oda bir salon, normal apartman dairesi. Konforumuz için herşey düşünülmüş: 24 saat sıcak su, 3 öğün yemek, hatta acıkana açık büfe ara öğünler, wi-fi, çocuklar için animasyon gösterileri, gece çocuk bakım hizmeti… Bi de saunayla spa olsa yemin ederim hayatta çıkmam ama sanırım bunu bildiklerinden o hizmeti sunmuyorlar. Bizim dinlenme tesisi orta yaşlı bir karı kocaya ait. Kendilerini o kadar çok seviyorum ki anne, baba diyorum vallahi. Babayı pek görmüyoruz. Her fırsatta dışarı kaçıyor. Tüm yük kadıncağızın üstünde. Tesisi temizliyor, yemek pişiriyor, bebelerime bakıyor, misafir ağırlıyor… Bana yapacak bir şey kalmadığından ben de ne yalan söyleyeyim yan gelip yatıyorum. Ailece buranın müdavimiyiz. Her fırsatta geliyoruz. Her geldiğimizde de sevinç çığlıklarıyla karşılanıyoruz.  Sonra yatılı geldiğimiz ortaya çıkınca sevinç çığlıkları yerini hmmm humm seslerine bırakıyor. Ertesi sabah -artık bebelerin gece uyutmamasından mıdır nedir- suratlar pek bir limoni oluyor.  Bir gece daha yatınca kapı aralarında ne zaman gideceğimiz falan konuşulmaya başlıyor. Biz de kös kös evimize dönüyoruz işte. Sonra bir daha gideceğimiz günün hayalini kuruyoruz. Önceden pek bir kaprisliydim, istenmediğimi hissedeyim suratımı sallar evime dönerdim. Ama baktım olmuyor, artık yüzsüzlüğe vuruyorum işi, kovulana kadar çıkmıyorum. Uzun zamandır uğramamıştım. Dün yine geldim. Bugün de postalandım, evime dönüyorum. Niye mi postalandım? Bilmem. Aslında her şey çok güzel başlamıştı….

Daha fazla

Çekmez olasıcaların son dönemde çektirdikleri

Benim çok tatlı bir babaannem var. Şimdiye kadar onu sevmeyen tek kişiyle karşılaşmadım. Çok hoş sohbettir bir kere. Çok da esprili. Gülmekten öldürür insanı. Acayip de hoşgörülüdür. Hayat doludur. İnsan yanında enerji dolar. Bebelerime hamileyken babaanneme benzesinler diye çok dua etmiştim. Vallahi duam kabul oldu, benzediler benzemesine de ne yazık ki yukarıda saydığım hiçbir özelliğine değil. Gittiler, en olmadık özelliğini alıp geldiler babaannemin!

Daha fazla

Yarım kalmış bir yazı: Bebeleri uyutma çilesi 18. sezon 997. bölüm

Bakıcı gideli bugüne bugün bir ayı geçti. Hâlâ üçümüz de hayattayız elhamdülillah. Tabi birçok şey değişti hayatımızda. Evimiz sürekli savaş alanı gibi, darma duman. Yemin ediyorum bir hırsız girse, “Benden önce biri girmiş” deyip geri çıkar. Güneşin parlaması leşimizi daha çok ortaya çıkardı. Salon kanepelerimde salyangozlar kabile halinde dolaşmış gibi. Her taraf pırıl pırıl sümük. Gidip gidip oraya sürmüşler sümüklerini. Hangisi başlattıysa artık. Ev dağınık mağınık ama beni yıpratan bu değil. Asıl sorun ikisini aynı anda uyutmaya çalışmak. Vallahi hayatta hiçbir şeyden çekmedim şu bebeleri uyutmaya çalışmaktan çektiğim kadar. Hele ikisini aynı anda uyutmaya çalışmak. OFFFFF. “Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır” demiş ya şair, al benden de o kadar.

Daha fazla

Biliyorum, uzak değil o günler

Bugünlerde yine bunalımdayım. Günler birbirinin aynısı. Saatler birbirinin aynısı. Dakikalar birbirinin aynısı. Hadi sor, sor, şu saatte, şu dakikada ne yapıyorsun de! Cevap veremezsem namerdim. Her şey o kadar sıradan, o kadar aynı ki. Bazen boğulduğumu hissediyorum. Geçenlerde bir akşamdı. “Keşke yarın tatil olsaydı” dedim. Sonra da güldüm. Resmi tatil, bayram tatili, şubat tatili, adli tatil… Benim için değişen ne var ki? Yine bir gün babama dedim ki, “Baba, yarın perşembe mi cuma mı?” Babam cuma deyince havalara uçtum. “Niye bu kadar sevindin, cuma olsa ne, perşembe olsa ne?” dedi. “Olur mu baba, bir gün daha geçmiş, bebeler bir gün daha büyümüş” dedim. Kabul ediyorum, bu rutinden çok sıkıldım. Ama durup düşününce, günün birinde bu rutini de çok özleyeceğimi, bu günleri hatırladıkça burnumun direğinin sızlayacağını da bilmiyor değilim. Bu akşam neleri özleyeceğimi düşündüm. Hazır bebeler de uyumuşken sıcağı sıcağına yazmak istedim:

Daha fazla

Babanı da sevmezdim, sütoğlan!

Benim bir ağabeyim var. Benden on sekiz ay büyük. Küçükken ağabeyimle hiç anlaşamazdık. Hoş, şimdi de anlaşamayız ama en azından kavga edecek kadar çok görmüyoruz birbirimizi. Kardeş kavgaları büyüyünce geçer derler ama bizde niyeyse hiç geçmedi. Ağabeyim beni pek sevmez ama kocamı çok sever. Her fırsatta “Sen ne mübarek adamsın, senin hakkın asla ödenmez, damat. Şu kızı başımızdan aldın ya artık ne yapsak az sana,” der. İşte benim bu ağabeyimin bir oğlu var. Benimkilerden on sekiz ay falan büyük. Kendisi aynı zamanda benim sütoğlum olur. Bugünün konusu o.

Daha fazla

Kayıp Eşya Bürosu

Hani her sene i.e.t.t falan kayıp bürosundakileri satışa sunar ya. Takma dişler, paltolar, peruklar, lahanalar… Ulan bu da kaybedilir mi dediğin ilginç şeyler çıkar. Bebelerim olduktan sonra artık hiçbir şey için “Ulan bu da kaybedilir mi?” dememeye ant içtim. Hadi o insanlar belli ki otobüste, tramvayda unutmuş. Ya benim altı üstü 3 odalı evimin içinde kaybettiklerime ne demeli? Her temizlik yapılışında evdeki oyuncak sayısında gözle görülür bir artış oluyor. Sağdan soldan, tepildikleri yerden çıkıyor oyuncaklar. Şu ara yine oyuncak hacmimiz dibe vurdu. Bir temizlik yapmanın vakti geldi. Gerçi ben onları kayıp saymıyorum. Elbet çıkacaklar. Bir de sırra kadem basanlar var ki üzerinden kaç bayram temizliği geçse de inadım inat ortaya çıkmıyorlar. Neler mi?

Daha fazla

Hay beni rezil kepaze eden o dilini yiyim senin

Lisede bir öğretmenimiz vardı. Pek çekinilen bir kadındı. Öyle bağırıp çağırmazdı. Çünkü gerek duymazdı. Ters ters bir baktı mı hepimiz hizaya girerdik. Güldüğünü gördüğümü hatırlamıyorum. Kimileri çok karizmatik bulurdu. Açıkçası ben korkardım! Kendisi aynı zamanda sınıf öğretmenimizdi. Bir gün tüm sınıfı kahvaltıya davet etti. Ürke tırsa, biraz da merakla gittik evine. Bir buçuk yaşlarında bir kızı vardı. Masaya sığmayız diye yere sofra serdik. Kurulduk hepimiz. Çok ölçülü hareket ediyoruz. Öyle gülmek, laubali laubali konuşmak yok. Her ne kadar okuldaki gibi sert davranmasa da hocamız yine epey mesafeliydi. Konuşursa o konuşuyordu, biz de en fazla sırıtıyorduk. O sırada içeri kızı girdi ve hocamızın gözümüzdeki karizmasını caaaaaaaaaaart diye ortasından yırtıp koyacak o cümleyi kurdu:

Daha fazla

Doğuştan Abla

Arama motorundan ağıma düşenleri takibe devam ediyorum. Bu aralar ne hikmetse “ikizlerden hangisi büyük” diye arayan çok oluyor. Bununla ilgili bir iki paragraf yazmıştım. Özetle ikizlerin hangisi büyük olduğuyla ilgili halk arasında iki inanış mevcut: 1. Önce doğan 2. Sonra doğan. Üçüz olsa en azından emin olduğumuz bir ortanca çocuk olurdu. Ne yazık ki ikizlerde böyle bir şey yok.

Daha fazla

Dokuz doğurtan mahalle baskısı!

Arkadaşlar, siz siz olun, Üremeden Sorumlu Devlet Bakanı unvanıyla kabinede yer almadıkça saçı başı birbirine karışmış / el, ayak tırnakları bakımsızlıktan katır toynağına dönmüş / kaşları McDonald’ın M’sini andıran (kabul ediyorum, bu tabiri kendisi de bir ikiz annesi olan arkadaşımdan arakladım) / tezeği andıran kokusu on beş metre uzaktan hissedilen / pespaye giysilerini bırakın yıkamayı, değiştirme şansı bile bulamayan / bağırmaktan ses telleri dolaşmış / uykusuzluktan battal boy gözaltı torbası kullanan gariban bir ikiz annesine aşağıdaki cümleleri ya da bu cümlelerin türevlerini kurmayın:

Daha fazla

Previous Older Entries Next Newer Entries

Blog Stats

  • 147.659 hits