Börtü böceğin kardeşi olur da benim bebelerimin olmaz mı?

Sizi bilmem ama biz küçükken kardeşimizin olacağını bilmezdik. Söylemezlerdi bize. Bir arkadaşım sabah kalkmış, içeriden bir ingaaa sesi duymuş. Şaşırmış. Dışarıda bebek mi var diye camdan dışarı bakmış. Bebek görememiş. Sesi takip edince annesinin odasına gitmiş. Tatatataaaaammm nur topu gibi bir kardeşi varmış annesinin yanında. Benim hikâyenin de bundan pek farkı yok. Bir numaralı kız kardeşimde beş yaşındaydım. Net hatırlamıyorum. Ama iki numarada on yaşındaydım. Bir arkadaşım “Biliyor musun, senin annen hamile,” demişti. Ben de uzun süre hamile olanın benim annem değil de yengem olduğuna inandırmaya çalışmıştım. Annem onun için örgü örüyordu. Arkadaşım sonra “Akıllıııımm, annenin karnına baksana, kocaman,” dedi. Harbiden bir baktım ki kocaman. Anneme sorunca kilo aldım demişti. Sonra birden yağlarını aldırmaya karar verip eve bebekle döndü!

Daha fazla

Gerçek ikizler az geldi, bi de hayaliler evi bastı!

Küçük kız kardeşimin vakti zamanında hayali arkadaşları vardı. Biri kediydi. Kedi kucağında (!) gezerdi. Kedi şöyle yaptı, kedi böyle yaptı anlatır dururdu. Ben o sıralarda 12-13 yaşındayım. Bir gün ne tepki vereceğini merak edip sırf gıcıklık olsun diye kediyi kaldırıp camdan attım! Tabi kardeşimin feryatlarının ardından ışık hızıyla üç kat inip  onun balkondan beni yönlendirmesiyle kediyi bulup, kedi kucağımda eve dönmem gerekti. Kedinin sonunun ne olduğunu hatırlamıyorum. Ama bir de hayali kız kardeşi vardı ki onu hiç unutamam. Adı Sebahat’ti. Sürekli “Sebahat patik giydi,” der dururdu. Bir gün aniden Sebahat’ten söz etmeyi bıraktı. Ne oldu Sebahat’e dedik, “Pazarda sattılar onu,” dedi! Anlayacağınız kötü yola düştü Sebahat. Bir daha da ulaşamadık kendisine.

Daha fazla

Tuvalet eğitimi – 1. Sezon 1. Bölüm

İşte tüylerimi diken diken eden konu! Bebeleri Anadolu Lisesi sınavlarına hazırla de hazırlarım. Askeri okula hazırla de hazırlarım. Üniversiteye hazırla de hazırlarım. Ama benden tuvalet eğitimi talep etmeyin be kardeşim. Vallahi hiç bana göre değil! Böyle kakalı makalı şeylerle uğraşamam ben yaa. Altlarını temizlerken nefesimi tutuyor, tavana bakıyorum, bu işin içine bir de elimi sokamam yaa. “Oğlum çişin mi var? /Kızım kakan mı geldi?” diye peşlerine koşamam. Evde sağdan soldan kaka toplayamam, yataklardan çiş çıkaramam. Hem sokakta ne halt edeceğim? Birinin çişi gelirse cümcür cemaat nasıl eve gireceğim? Hem daha düzenli gece uykusuna bile geçemedik, bir de gece çişleriyle uğraşamam. Gördüğünüz gibi bu iş bana göre değil kardeşim, tabiatıma aykırı!

Daha fazla

Konuşuyoruz ama nece konuşuyoruz?

Yıllar önce Kanada’da göçmen olarak yaşayan bir Türk aileyle karşılaşmıştım. İlköğretim çağında üç çocukları vardı. Çocuklar ve anneleri Türkçe, İngilizce karışımı garabet bir dil kullanıyorlardı. Mesela annesi “Hemen sit yapın,” diyordu, çocuklar window kenarına oturmak için fight ediyordu. Büyük kız arasında peynir olan bread’i want ederken, küçük oğlan blue topunu evde forget eden annesine kızıyordu. Yemin ederim, aynı böyle konuşuyorlardı. Etraftaki herkes de onlara uzaydan gelmişler gibi bakıyordu. Elbette, – kahretsin ki yine– ben bu durumu çok kınamıştım. Şimdi benim bebelerle konuşmama dikkat ediyorum da keşke Kanadalı göçmen aile gibi konuşsaydık diyorum. En azından onları anlayan çıkıyor, bizi anlamanın imkânı yok. Çünkü ne konuştuğumuzu açıkçası ben bile anlamıyorum!

Daha fazla

Bebe komikliği

İnsanın çocuklarla vakit geçirmesi ne güzel bir şey. Hiç gülesi yoksa da güldürüyorlar insanı.

Daha fazla

Bir mola verme zamanı geldi hayata! (içerikle biraz alakasız oldu ama içimden geldi)

Yıllar önce bebek baktığımı söylemiştim size, değil mi? Amerikalı bir ailenin çocuğuydu. Evde yedi yaşında da bir ablası vardı. Bir sabah abla annesinden çizgi film izlemek için izin istedi. Annesi 8 dakika (evet 8! 10 değil, 5 değil 8! Neye göre hesapladıysa bunu) izlemesine izin verdi. 8 dakikanın sonunda çizgi filmin tam da sonu geliyordu ki kız çat diye ekranı kapattı. Ayy deli oldum. Ben meraktan çatladım valla sonunda ne oldu çizgi filmin diye. O umursamadı, gitti. Sonra yine bir gün bu bir şey yaptı, şimdi hatırlamıyorum ne olduğunu. Annesi kızdı, “Mola veriyorum sana,” dedi. Bu da suratını asıp odanın kenarında yüzü duvara dönük halde bekledi. “Anam dedim bizim bebeleri bağlasan durmazlar. Mola veriyormuş, hıh!” Yine de bu mola işi epey merakımı cezbetti. Daha bebelerim doğmadan kollarımı sıvadım, bu işi öğrenmeye başladım.

Daha fazla

Panda, panda, paanndaaa, içimiz dışımız panda!

Daha önce de sözünü etmiştim, bebelerime masal anlatmaya pek bir meraklıyım. Belki böyle biraz oyalanırlar, kolay uykuya dalarlar diye hevesleniyordum. Son birkaç aydır bu hevesimi de giderdim. Artık bebelerim masal dinliyor. Ama henüz bilmedikleri birşeyi kafalarında canlandıramıyorlar. O yüzden onlara okuduğumuz kitapları anlatıyorum. Konuyu bildikleri için gayet rahat takip ediyorlar. Hatta sanırım ben anlatırken kitabın resimleri gözlerinin önüne geliyor. Bazen pat diye atlayıp resimde ne olduğunu falan söylüyorlar. Bu masal işi gayet güzel başlamıştı. Ama tabi söz konusu benim bebelerim ve kör talihim olunca onun da suyu çıktı.

Daha fazla

Turist oğlan ile tercüman kız

Benim bebeler ikiz ama birbirine hiç benzemiyorlar. Kızım ilk senesinde kapkaraydı. Sene sonuna doğru epey açıldı. Oğlan kızıl doğdu, sarıya döndü. Bir gün ikizleri parkta oynatırken bir kadın ikisiyle de benim ilgilendiğimi görünce “Bunlar akraba mı? İkisine de sen mi bakıyorsun?” dedi. Anca bu kadar benziyorlar yani. Oğlum sarışın olunca millet onu “Ayyy şuna bak yabancı çocuğu gibi” diyerek seviyor. Hatta birkaç kişi bana babalarının yabancı olup olmadığını sordu. “Yoo gayet yerli malı, yurdun malı,” dedim. “Bu niye sarışın?” dediler. Sanki memlekette hiç sarışın yok. Ayol tüm Karadeniz sarı saçlı, mavi gözlü be, Almanya’dan mı ithal ettik onları? Neyse, efendim diyeceğim o ki bizim oğlanı yabancı sanan çok. Açıkçası bu aralar ben de onun yabancı olduğunu düşünmeye başladım. Vallahi bir türlü doğru düzgün Türkçe konuşamıyor. Kaplumbağa’ya kamana diyor, ekmeğe hâlâ ekka diye diretiyor, uğurböceğinin adı örbönceği. Allah’tan tecrübeli tercüman bir anası var. Ben olmasam hayatta kimse anlamaz dediğini. Babası bile bazen gelip ne diyor bu diye bana soruyor. Ama arada sırada öyle laflar ediyor ki ben bile anlayamıyorum, yemin ederim. Tabi o zaman da devreye çekirdekten tercüman olarak yetişen kızım giriyor.

Daha fazla

Herkesin kafası kafa da benimki saksı mı?!

Vay be bloğa başlayalı yazmaya hiç bu kadar ara vermemiştim.  Bir hafta olmuş yahu. Bu arada sadece yazıları ihmal ettim sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Gelen yorumlara doğru düzgün cevap bile veremedim. Mailimi bile adam akıllı kontrol edemedim. Feys açtım, yüzünü göremedim. Tivitleri okuyamadım. Sebebi mi?? Off off.

Daha fazla

Angelina Jolinin düşündürdükleri

Angelina Jolie’yi tanımam etmem. Birkaç filmde görmüşlüğüm var, şimdi sorsanız adlarını bile getiremem. Kendisiyle bir alıp veremediğim yok. Öncelikle onu belirteyim. Vallahi kıskandığım falan da yok. Tamam, belki boyum kadının diz kapağına bile ulaşmıyor, dudaklarımın ikisini toplasan ikiyle çarpsan onun bir dudağının yarı kalınlığına bile erişemez, o kadar param pulum da yok, kocam da Brad Pitt’in çakmasına bile benzemiyor, ama bunlar onu kıskanmam için bahane mi Allah aşkına? Ayy, üzerime gelmeyin, neyini kıskanayım be üff. Kendisine uzun don giydir aynı babaannemin gençliği! Söyletmeyin beni! Babaannem gibi de doğurup duruyor zaten. Şimdi nereden aklına geldi bu kadın derseniz hemen söyleyeyim: Kendisini bugün gazetede gördüm. Bir ara kulağıma çalındıydı da kulak asmadıydım. Efendim, hanfendi nişanlanmış. Altı bebeden sonra. Hani şu gençken “Ayyy bireeeeddd” dediğimiz adamla. Şimdi çok merak ediyorum, biz doğru düzgün giden, sevgi ve saygı temeli üzerine bina edilmiş, kutsal bir müessese olan evliliğimize iki velet getirince kocamla boşanmalık olduk da, bunlar altı bebeden sonra hâlâ nasıl kalkıp da evleniyorlar??? Valla kafamı kurcalayıp duruyor. Türkçe bilse kendisine mail atıp sorcam. Var mı bir fikri olan aranızda, ha?

Previous Older Entries

Blog Stats

  • 147.176 hits