Anamın kızı

Yaşım otuzu geçti. Bebe sayım anamınkinin yarısına ulaştı. Bakıyorum da kendime, ne kadar çok benzemeye başladım anneme. Hani insan hep anasını babasını eleştirir, onlar gibi olmayacağını iddia eder ya. Yok, kardeşim, yok, dönüp dolaşıp anan baban gibi oluyorsun. Bak bana, şimdiden ne çok benziyorum anneme. Çocuklarım büyüdükçe inanıyorum bu benzerlik daha da artacak. Hatta bir süre sonra aynı annem olup çıkacağım yahu.

Daha fazla

Ötün ulen, kim o kadın?

Çocuk büyütmek ne kadar zor bir şey. İnsanın ömründen yiyor valla. Büyükler boşuna çocuk için “ömür törpüsü” dememişler. İkizler için bu kavram “ömür rendesi” olarak değiştirilmeli. Hart hart hart diye yediler ömrümü, yediler! Genç yaşımda kocakarı ettiler. Yoo, yoo laf olsun diye söylemiyorum bunları. Aslında durumun bu kadar vahim olduğundan benim de haberim yoktu. Birkaç gün önce yüzüme tokat gibi çarptı gerçekler.

Daha fazla

“Allah, çekmem diyesice!”

Gıcık olduğum çocuk türlerinin başında bilmiş bebeler gelir. Hani bir dediğine beş cevap veren, kocakarı gibi her lafı bilen, suratına çat diye lafı çakan çocuklar! Ayyy vallahi gıcık olurum!  İşin garibi denilene göre ben çok bilmiş bir çocukmuşum. Car car konuşurmuşum. Bilmişliğim hakkında anlatılan bir çok hikâye var ama biri en meşhuru. Efendim, ben 2,5 – 3 yaşlarındayken, bir gün dedeannem (dedemin annesi / annemin babaannesi) bana tüm içtenliğiyle “Senin gelinliğini de görür müyüm ola?” demiş. Ben de lafı çakmışım: “Ohooooo dedeanne, sen o zamana çoktan toz olursun!” Dedeannem çok bozulmuş. “Bu lafı söylemeyi bu bebe ne bilsin, kesin sen tembihlemişsindir,” diyerek gelinine yani anneanneme küsmüş. Anneannem yemin billah etmiş, “İlaaa anaaaa, ben ne bileyim o lafı söylemeyi?” demiş ama dedeannemi inandıramamış. Ben tabi bu olayı hatırlamıyorum. Büyüklerimden dinledim. Aradan yıllar geçti. Dedeannem çoktan -o zamanki aklımla- “toz” -şimdiki aklımla- “rahmetli” oldu. O göremedi ama ben evlendim. İki de bebem oldu. Veeeee zamanında dedeannemi bozan bilmişlik geni beni bozum bozum bozmak üzere kızıma intikal etti!

Daha fazla

Okuyucuya açık tehdit!

Anacım, zamanında öğretmenlerimin notu kıt derdim, takdiri teşekkürü hep bir puanla kaçırırdım, ama maşallah sizin de bizim hocalardan bir farkınız yok. Yani bakıyorum her yazı yüzlerce kez okunuyor, yazının altına bi dene yıldız veren çıkmıyor, bi sağda solda paylaşan çıkmıyor, bi dene beğenen çıkmıyor! Kabul ediyorum, her yazıya verilen ilk 5 puan bana ait. Bekliyorum ki görür de örnek alırsınız diye. Yok anacım nerdeeee… Şükür birkaç tane nihohaha çok güldük falan yazan var da keyfim yerine geliyor. Biraz zoraki olacak ama bari ucundan kıyısından katılın siteye. 5 veremiyorsanız da 3 verin. Valla moralim bozuluyor, yazasım kalmıyor. Ona göre!

Acep nereden gelir bu Anadolu kadınının kurdu?

Bekarken İngiliz öğrencilerim vardı. İlkokul çağında üç çocuk. Babasının işi için Türkiye’ye gelmişlerdi. Bir seneliğine evde eğitim alıyorlardı. Ben de onlara matematik-fen dersleri veriyordum. Annesiyle pek samimi olduk. Çok şeker bir kadındı. Türkiye’ye hayrandı. Özellikle Türk kadınının çalışkanlığına (!) bayılıyordu. “Neymiş o çalışkanlık yav?” dedim. “Ne kadar çok ev işi yapıyorsunuz, her detayı düşünüyorsunuz, ne kadar çeşit yemek yapıyorsunuz,” dedi.  Benim de gururla omuzlarım kabardı. “Evet,” dedim, “haklısın, biz Anadolu kadınları süperizdir. Manyak ev işi yaparız. Bin bir çeşit yemek yaparız. Becerikliyiz anacım, anadan gelme bize. Asil kanımızda mevcut.”  O zaman pek bir artistlenmiştim ama Allah biliyor ya evlendikten sonra bu durum beni pek bir gıcık etti. Özellikle bebelerden sonra artık Anadolu kadınının mevcut çalışkanlığına, atraksiyonlu hayatına tüküresim geldi. Anacım, bu çalışkanlık değil, kurtluluk resmen. Nereden geliyor bu Anadolu kadınının kurdu, bir bulabilsem!

Daha fazla

Ben daha o konuya gelmedim

Çocukların soru sormalarına oldum olası bayılırım. Bir kere otobüste gidiyordum. Arkamda babasının kucağında oturan bir çocuk vardı. Yaşı kaçtı bilmiyorum. Dönüp bakmadım. Ama yol boyunca sorularını dinledim. O kadar tatlı, o kadar saçma sapan sorular soruyordu ki. Babası da bir o kadar saçma sapan cevaplar veriyordu. Bıkmış demek ki adamcağız. Bütün sorularını unuttum. Sadece aklımda bir tanesi kaldı. “Babaaa, otobüs daştan (taştan) geçerse noluuurrr???” El-cevap: “Taş olur.”

Daha fazla

Naloo, Evren, duyuyor musun beni, nalooo, naloooo, naaloooooooo

Sanırım ben kötümser bir insanım. Olayların hep kötü tarafından bakıyorum. Bir de her şeyi abartıyorum. Bu iki özellik birleşince hayatı kendime ve çevremdekilere daha da zorlaştırıyorum. Bebeler doğduktan sonra şikâyetlerim de ayyuka ulaştı, söylenip duruyorum. Vay milletin bebesi fısır fısır uyur, benimkiler hacı yatmaz / vay milletin bebesi şıpır şıpır ilacı yalar, benimkiler suratıma pıskırır / vay milletin bebesi arabada sakin sakin gider, benimkiler analarını bitkisel hayata özendirir…. Bir gün bir arkadaş karşıma geçti dedi ki “Yetti be, yavrum yaa. Ne kadar negatifsin sen! Etrafa sürekli kötü enerji yayıyorsun. Hayatını mahveden o enerji. Onu düzelttiğin an, bak ne kadar güzel olacak her şey.” Sonra arkadaş uzun uzadıya kötü enerjinin evrendeki dolanımından, katı, sıvı ve gaz halinden falan söz etti.  Açıkçası epey ikna etti beni. “Dur lan bi deneyim” dedim.

Daha fazla

Şu kuvöz dedikleri

İkizlere gebe kiminle karşılaşıyorsam “İnşallah kuvöze girmezler” diye dua ediyorlar. Ne yalan söyleyeyim, ben de çok etmiştim o duayı. Benden önce ikizlerini zamanında doğuran bir arkadaşıma demiştim, inşallah kuvöze girmez benimkiler de diye. O da “Öyle deme. Kuvöz kötü bir şey değil,” demişti. Açıkçası ne demek istediğini düşünmemiştim bile. Yine aynı duayı tekrarlamaya devam ettim: Allah’ım inşallah kuvöze girmezler! Tabi doğum öncesi bu duayı yüz seksen derece değiştireceğim, kuvöze girebilsinler diye dua edeceğim hiç aklıma gelmezdi.

Daha fazla

Komşu komşu huuu huuuu

Hani bir atasözü vardır ya “Ev alma komşu al” diye. Bana açıkçası pek saçma gelirdi. Komşu olsa ne olmasa ne diye düşünürdüm. Bebelerden önce evde çalışıyordum. Komşu demek aniden zil çalması demek. Tam işe konsantre olursun zırrrrr. Eee? “Şey müsaitsen bi beş dakika gireyim.” Müsait değilim diyemezsin. Şayet dersen komşuya borçlanmış olursun. Bir gün de senin çağırman lazım. O da böyle çat kapı olmaz. İlle hazırlık yapılacak. Hem evi de temizlemek lazım. Püf! Zor iş. En iyisi buyurun demek. Komşu beş dakika diye girer ama o beş dakikalar da uzar da uzar. Beş saatten önce kurtulabilirsen oh ne âlâ. Bu da işine ek stres olarak yansır. Hele senin çocuğun yoksa ve komşunun yanında bir de bebesi varsa stresten yanaklarının içini ısırırsın. Bir gözün saatte, öteki gözün bebenin üzerinde olur, nereyi dökecek, neyi kıracak diye bakar durursun. O yüzden açıkçası pek kimseyle görüşmemeyi tercih ediyordum. Canım sıkılınca, işim de olmayınca, atlayıp arkadaşlarıma falan gidiyordum. Ama bebelerden sonra hayatımda elbette bu da değişti. Artık eve tıkılı yaşıyorum. Şimdi biri kapıyı çalsa da, bir beş dakika uğrasa diye kulağım kapıda. Hele gelenin yanında bebesi olursa, benim bebeleri oyalarsa aman ne mutlu oluyorum. Şükür bebelerden hemen önce yeni de bir yere taşındım. Buradaki insanlar eski nemrut halimi görmediler. Üstelik süper de komşularım var. Onlardan yola çıkarak bugün sizlere bebeliler için mükemmel komşu tipinden söz etmek istiyorum:

Daha fazla

Bugün benim doğum günüm!

Bugün benim doğum günüm. Kaç yaşında mıyım? Hmm. Açıkçası yaşını aşağı söyleyenlere gıcık oluyorum. Sanki bakınca anlaşılmıyor yaşları. Kimi kandırdıklarını sanıyorlarsa. Yoo yoo, konuyu değiştirmiyorum. Ben açıkçası yaşını göğsünü gere gere söyleyenlerdenim. Kaç yaşında mıyım? Hmm. Söyleyeceğiz ayol, ne acele ediyorsunuz. Hele bi anlatacaklarımı dinleyin.

Daha fazla

Previous Older Entries Next Newer Entries

Blog Stats

  • 147.960 hits