İçimdeki çocuk, hay Allah belanı versin!

Hani insanlar övünür gezer ya “Efendim, ben içimdeki çocuğu hiç öldürmedim, bunları ona borçluyum,” “İçimdeki çocuk sayesinde bugünlere gelebildim,” falan filan. Milletin içinde ne kadar güzel çocuklar var maşallah. İnsan ister istemez gıpta ediyor. Benim de içimde bir çocuk var. Tahminen pankreasımla safra kesem arasında. Ara ara dürtüyor da oradan biliyorum. Yüz yüze görüşme şansımız hiç olmadı, ama sümüklü ve muzır bir çocuk olduğundan hiç şüphem yok. Her fırsatta başımı derde sokmak için uğraşıyor. Allah biliyor ya, bebelerimden önce ondan bu kadar şikâyetçi değildim. Ama bebelerden sonra vıyyy…. Zaten iki bebe gece gündüz canımı çıkarıyor, bir de içimdeki bebeyle uğraşmak tam bir dert! Ne yapıyor da seni bu kadar yoruyor bu içindeki çocuk derseniz, bilmem ki nereden başlatsam anlatmaya.

Bir kere içimdeki çocuk çok kuduruk. Bebelerimle bir oluyor, evin altını üstüne getiriyor. Annem çok kızıyor: “Hadi onlar bebe de, sana ne oluyor, sen onlardan daha çok karıştırıyorsun evi,” diyor. Tabi o her şeyin sorumlusunun ben olduğumu sanıyor. Bilse içimdeki yaramazı! Bu muzır velet benim bebeleri görünce dayanamıyor. Paaat diye atlıyor üstlerine. Alt alta, üst üste güreşiyor. Yastık savaşı yapıyor, sırf bebeler gülüyor diye temiz çamaşırları havaya savuruyor, gardıropların içine saklanıyor, kâğıt yırtmaca oynuyor, sokakta onlarla yarış yapıyor, kumlara dalıyor… Bebelerim de içimdeki çocuğun farkında. Kendi boylarının, güçlerinin yetmediği her şeyi ona yaptırıyorlar. Annemin bebeler alıp da duvarları çizmesin diye en üst rafa kaldırdığı kalemleri ondan istiyorlar. Babalarının sakladığı kitaplarını ona buldurtuyorlar. Dedelerinin çok yemesinler diye kaldırdığı çikolatayı ona verdiriyorlar. Üçü bir tam bir muzurluk çetesi oldular. Onlarla birlikteyken güzel de sonra arkalarını toplamak iflahımı kesiyor yemin ederim.

Hadi benim bebelerle iyi geçinmesine, oynayıp etmesine diyecek lafım yok. Sonuçta onlar da benim bebem. Mutlu olurlarsa mutlu olurum. Ama bir de içimdeki çocuğun sokaktaki çocuklarla kavga etmesi, olay çıkarması yok mu. İşte o beni çok zor duruma düşürüyor.

Mesela dördümüz bir parka gidiyoruz. E parkta tek biz yokuz ya bir sürü de başka bebeler var. İçimdeki çocuk hiç rahat durmuyor. Gidip diğer bebelere çatıp duruyor. Neymiş efendim, onlar salıncakta çok sallanmış, sıra benim bebelerdeymiş. Yok efendim, o çocuk benim oğlanı itmiş, o da gidip onu itecekmiş. Vay efendim, benim kızın elinden küreğini almışlar, şimdi geçirirmiş  küreği kafalarına… Etme diyorum, eyleme diyorum, anaları var, bana bakıyorlar, senin yüzünden ben rezil oluyorum. Bir kavga çıkacak saç saça baş başa gireceğiz karılarla, rahat dur diyorum. Yok vallahi anlamıyor. Burnumdan getiriyor parkı.

Geçen salı ailece pazara gittik. Ben pazara bebelerimi sokmuyorum. Hem zaten pazar kalabalık, ikiz arabasını sürecek yer olmuyor, insanlar ters ters bakıp “Çüş iki bebeyle evinde oturaydın ya pazarda ne işin var!” falan diyorlar. Hem de son gittiğimizde oğlan yaklaştığımız her tezgahtan itinayla bir şeyler yürütmüş, ne satıcılar fark etmiş ne de biz. Oturmuş çatır çatır yemiş hepsini. Pazar çıkışında üstündeki lekelerden ve kucağındaki çekirdeklerden anladık durumu. İşte bu yüzden ben bebelerle tur atıyorum, babaları alışveriş yapıyor. Neyse konuyu dağıtmayayım, pazar vakti çocuklarla epey gezdim tozdum, iyice yoruldum. Hemen ilerimde boş bir park gördüm. Sevinçle atladım içine. Etrafı da çevrili, güvenli bir park. Benim bebelerle parka gitmek aslında çok zor. Bukalemun gibi iki gözünü ayrı hareket ettirmek zorundasın. Bebelerimin ikisi hayatta birlikte hareket etmez. Biri kaydırağa giderse öbürü tahterevalli diye zırlar. Biri sallanmak isterse öbürü parkın kapısından kaçar. Henüz ikisinin de aynı şey istediği vaki olmadı. Çok kurtlu bebe bunlar.  Aynı oyuncakta da iki dakikadan fazla durmazlar. Ay salıncağa binip bidon gibi sallanan çocuklara nasıl özenirim ben de. Bağlasam durmaz benimkiler. O gün belli ki yorgunlar. İkisi de ömürlerinde ilk kez yan yana salıncağa bindiler, sallanmaya başladılar. Benden de istek parçası olarak “Karga karga gak demişi” istediler. Ben de kargalara taş çıkaran sesimle başladım şarkıyı söylemeye. İşte aile saadeti dedikleri budur. Ama ne yazık ki saadetimiz parka gıcık bir kızla anasının gelmesiyle fazla sürmedi. Kız 4-5 yaşlarında. Tutturdu salıncağa bineceğim diye. Annesi de kulaklığı takmış, biraz ilerimize oturdu telde konuşuyor. Önce acındırdım kendimi: “Bak güzelim, bunların ikisi ayrı yöne koşuyor. Ben yetişemiyorum. Biraz birlikte sallansınlar, ben de dinleneyim. Onlar kalkınca sen otur, tamam mı?” dedim. “Hayır!” demesin mi? Biz küçükken büyüklerden çekinirdik bee. Şimdiki nesil canavar. Ben de yılmadım, kesin bir tonla “Tamam, biraz sallansınlar, sonra sen sallan” dedim. “Hayır, ben şimdi sallanacağım” dedi. Tabi benim içimdeki çocuk durur mu, içeriden bana taktik veriyor: “Çarp bir tane ağzına. Yok onu yapamıyorsan viviviviiv diye ağzını gevele. Saçına yapış… ” “Sus lan, başımı belaya mı sokacaksın sen” dedim. Kız salıncağın demirinden tuttu, olduğu yerde tepiniyor. Bebeler inecekmiş, o binecekmiş. Yardım istercesine annesine bakıyorum, çeksin kızını başımızdan diye, o da oturduğu yerden bana gülümsüyor. Bence o da biliyor azman kızını da bulaşmak istemiyor. Annesinin duymamasından istifade ederek sözü içimdeki çocuğa bıraktım: “Hadi git bakayım, başka şeylerle oyna. Bebekler daha yeni bindi,” dedim. “Yaaaaaaa” diye bir bağırdı. Amanın, aklım çıktı. Sur üflendi, kıyamet kopuyor sandım. “Ne zamandan beri sallanıyorlar, ben taaa oradan gördüm. Kalksın biri ben bineceğim,” dedi. İçimdeki çocuk durur mu: “Yürü bakayım, bacak kadar boyunla kızdırma beni, şimdi bunlar binecek, sonra sen binersin” dedi. Anam kız hiç laf anlar mı? Tepiniyor da tepiniyor, ambülans gibi de bağırıyor. İneceklermiş o binecekmiş. İçimdeki çocuk daha fazla duramadı “Döverim seni haaa” diye bağırdı. “Dövemezsin ki!!” dedi saçaklı kız. İçimdeki çocuk daha bir azdı: “Yaa sen öyle san, saçından tutar sürüklerim seni, yürü bakayım” diye bağırdı. Tam o sırada kafamı bir kaldırdım ki anasıyla göz göze geldim. Anacıııım! Bu kadının telefon konuşması ne ara bitti de ne ara dibimize geldi???? Kadın o kadar sinirli bakıyordu ki gözünden ateş çıkacaktı neredeyse. Biraz daha konuşsam kesin saçımdan tutar sürüklerdi beni valla. Yutkundum, sözü hemen içimdeki çocuğun elinden aldım. Kös kös “Biz de tam gidiyorduk, ablasııııı” diyerek bebelerimi alıp olay mahallinden tüydüm. Artık içimdeki velede bir disiplin vermenin zamanı geldi. Yoksa günün birinde parktaki diğer annelerden dayak yiyeceğim, aha da buraya yazıyorum.

17 Yorum (+add yours?)

  1. kelimeperisi
    Nis 24, 2012 @ 11:28:09

    🙂 sana annen hiç küçükken, Allah sana senin gibi evlat versin demiş olabilir mi? ben senin bebelerle içindeki çocuğu pek bi benzeştirdim de:)))

    Cevapla

  2. durununannesi
    Nis 24, 2012 @ 11:31:15

    bence içindeki çocuk ile alakası yok kınamıyım ama afedersin öyle terbiyesiz veletlere tahammülüm yok analarına hiç tahammül edemiyorum..herkes haddini bilmeli bilmeyene bende bildiririm…:D bizde geçenlerde parka gittik çocuk 8-9 yaşında kızımı itti merdivenlerden kızım aşağı düşecekti..sonra anında kaçıp kayaktan kaydı ben bağırdım söylendim eğer yakalasaydım bende onu ittiricektim nasıl oluyormuş kendinden küçüklere zarar vermek neymiş göstericektim ona…:)

    Cevapla

  3. yasemin
    Nis 24, 2012 @ 11:39:43

    var ama öle kız çocukları içindeki değil dışındaki ses bile döv döv der ama olsun sükunet altın bilezik..peeeh ben uydurdum atasözü gibi bi laf oldu:))bazen anneleri dövse benim içim rahatlayacak gibi olurdu çook eskilerde ..parka gittiğim yıllarda..ama nedense onların anneleri de pek şiddete hayır tipler olur:))

    Cevapla

  4. Aynur
    Nis 24, 2012 @ 11:47:45

    Bunları okuduktan sonra ben çocuk falan yapmam sonum sizinkiyle aynı olur haha Şaka bir yana bazı çocuklar yerlerde süründürülmekle tehdit edilecek kadar (sadece tehdit yani, şiddet yok eheh) egoist yetiştiriliyorlar. Dünyadaki bütün parklar onlar için inşa edilmiş sanki. Ben orada olsaydım içimdeki çocukla birlikte size çok güzel destek olurduk. Haketmiş yani, oh olsun ona 🙂

    Cevapla

  5. emine
    Nis 24, 2012 @ 12:57:00

    bidon gibi sallanan çocuk benzetmesine bittim benm oğlan tamda tarif ettiğin gibi..içindeki çocuk eğitiminde başarılar dilerim 🙂

    Cevapla

  6. tijen miriam
    Nis 24, 2012 @ 17:03:54

    hic takilma,bendede var bu bebeden ve cok pis yaramaz,benim bebeyle buyurler diye umut ediyorum:)

    Cevapla

  7. Ipek AG
    Nis 24, 2012 @ 21:23:37

    son sahneyi nefessiz okudum. “veledin derisini yuzup, tuzladım, kaydiragin altındaki boşluğa gerdim, kurusun dümbelek yapcam” diye bitirecek gibiydin ammaa…

    Cevapla

  8. nefise
    Nis 25, 2012 @ 19:04:47

    tatlım nacizane bir fikrim var; nasıl ahçıların yemek tariflerine koydukları kolaylık ve zorluk işaretleri varsa senin yazılarının da komiklik durumunun bastan belirtilmesi gerek maazallah gülerken karna kramp girilmesi, gözlerden yaş bosalması gibi durumlar için:))))))) yine müthiş anlatım ne diyim, evin dagınıkmıs bosver senın zihnin berrak olsun yeter:)))

    Cevapla

  9. Sevilay( çilekli-pasta)
    Nis 28, 2012 @ 21:25:19

    yanlış yapmışsın, içindeki çocuk kızla sohbet edecekti ben bu durumlarda mutlaka çocukları ayarlarım:)) saçların güzel..elbisen güzel vs..

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Blog Stats

  • 147.960 hits
%d blogcu bunu beğendi: